top of page

Reaktif Bağımsız Sevgi

  • Yazarın fotoğrafı: Shiv
    Shiv
  • 1 Ara 2025
  • 4 dakikada okunur

O kadar yorgun hissediyorum ki kendimi, sanki saatlerdir belki günlerdir ağlamış gibiyim. O halsizliği bilirsiniz; ne düşünmeye gücünüz vardır herhangi bir konu hakkında, ne de ayağa kalkıp adım atacak enerjiniz. Hatta o kadar nötr, saf haldesinizdir ki o an, varsa birkaç arkadaşınız yanınızda, yapacağı en yavan espriler bile komik gelir, sizi güldürmeye başlar. O derece arınmış ve bitkin hissediyorum. Çocukluğumdan beri böyle hüzünlenmemiştim ama çok özlemişim ağlamayı (DramaKing).


Son 3 ayım, yaşadığım ömür için en zorlayıcı zaman dilimlerinden olsa gerek. O kadar çok yönlü ki bu hikaye, neyin var diye soran birine herhangi bir şey tahmin ettirsek, konu başlığını tutturma ihtimali fazlasıyla yüksek. Ne olabilir ki en tuhaf şey Tanrı tarafından insanın başına gelebilecek?


Ağustos'u Eylül'e bağlayan bir geceyle başlıyor hikaye. Şehir dışına gittiğim bir düğünde insanların bana ve çevreye bakışlarını, hayattaki amaçlarını ve tatmin olma yöntemlerini değersiz görüp (hor görme değil, sadece anlamsız ve amaçsız düşünme) bu doğrultuda kurdukları hiyerarşi içerisinde kendime yer bulamayıp, bulamamakla kalmayıp kendi içlerinde aşağıladıkları biri olarak hissettiğim bir çok an hatırlıyorum. Yağmurun çiselediği bir noktada elimdekileri içerken, ben neden buradayım diye kalbimi sakinleştirmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Çok zor bu kadar nefret edilecek şey varken insan sevmek, onlara iyi hissettirmek...


Aşağılayanları konu fark etmeksizin boncuğa dizip bilezik diye takarım orası ayrı ama hele o Sez. dangalağı...Her şeyin koptuğu anın başındaydı.


Sonrasındaki bütün parçaların dağılmasını ve sonsuz sarhoşluğu hatırlıyorum. Düğünden sonraki gün Ankara'ya dönüşte kafamda bir t-shirt vardı, ışıktan o kadar rahatsızdım ki; kusmamak için hareket etmiyor, nefes alıp vererek yolu bitirmeye çalışıyordum.

Trafikte de buna benzer hisler yaşıyorum, sizin değer verdiğiniz bir olguyu insanların rahatlıkla aşağılayabilmeleri, ki kendi çıkarları uğruna bunu yapabilmeleri, çok sinir bozucu olabiliyor. Toplumdan zaten haz almıyordum ama döndükten sonra -arkadaş(!)ların da böyle davranıyor olmasıyla beraber- her şeyden nefret eder olmuştum.


Kimseyle konuşmuyordum, sadece iş, ev, spor ve okul dönüyordu. Sabah kalkıp teze çalışıyor, oradan işe gidiyor, işten spora gidip eve dönüyordum. Kimseyi ama hiç kimseyi geri istemiyordum. Sessizliğin insanlar üzerinde yarattığı etkiyi süzebiliyordum. Ofistekiler bunu "ego" olarak yorumlayıp benden başka sebeplerle beraber nefret eder duruma geldiler. Arkadaşlar tarafından birkaç kez arandıktan sonra unutulmuştum bile. Olması gereken de buydu yadırgamıyorum ama fazlasıyla mutlu ve güçlü hissediyordum gün geçtikçe. Bunun böyle olacağını biliyordum çünkü. Herkesin o lafta arkadaşlıkları, bitmek bilmeyen hedonist tavırları, ne olabilirdi ki başka. Çok zor da değildi bunun böyle olacağını tahmin etmek.


Bir de defter tutmaya başladım, olanları hatırlamak ve kendime sözler vermek üzere günlük tuttuğum bir defter. İzolasyona önem veren, dönemsel bilinçli yalnızlığı arzulayan, sadece çalışmaya odaklanan ve bunun devamlılığı için fedakarlıklar yapan cümlelerle dolu.

Kimseyi, gerçekten sevgiye ve saygıya önem vermeyen hiç kimseyi hayatıma almamak üzere bu rutini yaklaşık 1,5 ay kadar devam ettirdim. Ama Tyson'ın bi' lafı var asla unutmayacağım; "When you're favoured by God, you're also favored by the Devil"


Yine yenildim. Kendimi en güçlü hissettiğim anda, bütün kartlar elimdeyken yine yenildim.


Kendime bu noktada çok kızıyorum. Onca söz verip onca insanı kenara bırakıp böylesine birinin seni altüst etmesine izin verdiğin için sana çok kızıyorum Whitie, yine kaybettin en önemli noktada Darky'ye!


Salondan birisi var-dı, antrenör hatta. O zamanlar çok ilgimi çektiğini söyleyemem ama eskilerden birine benzettiğim birkaç anı hatırlıyorum, tam bu anlar üzerine de bana takılmaya başladığını, devamında da dışarı çıkmak için birkaç tatlı ısrarını. İnsan olarak onu reddetmek, onu sevmemek mümkün değildi, eğer içinizde bir art niyet yoksa.

Ne başarıları ne de sahip oldukları, ilgimi hiçbiri çekmiyordu. Gülüşü ve sevgi dolu tavırları beni heyecanlandırandı. Birkaç kez hayata teşekkür ettiğimi hatırlıyorum, böyle birini getirdiği için karşıma. Hüzün dolu gözyaşlarımın, birkaç kez sabah uyandığımda bu sefer sevinçten aktığını hatırlıyorum. Fazla aykırıydı topluma ama hiçbir güzellik kaygısı yoktu. Sadece sevmek istiyordu. Geçmişini benzetiyordum kendi geçmişime ve yaşanmışlıkları anlamlandırıyordu aramızdaki bağı. Maksimum rezonant sevgi. Buz gibi bir tavır ama iyi niyet karşısında boyutsuz bir sevgi. Aramızdaki ilişkinin bir çift olarak ilerlemesine gerek yoktu, çünkü arkadaşım olarak kalmasından da çok memnundum. Ama engel olamadık, hikaye o tarafa kaydı.


Ya benim aptallığım ya da hayatın cilvesi ya da ikisinin beraber harmanlanması... Onun haricindeki her şey rezil gitmeye başlamıştı. İşten kovulan kişilerin sorumlusu benmişim gibi kalanların cephe almaları; saygısız ve agresif tavırları, doktora tezinin özgünlüğü ile alakalı çözümsüz kalan sorunlar, harcadığım 3,5 (dile kolay üç buçuk) senenin birden silinme ihtimali ve babamın ayakları. Belki diğer kısımları toplayabileceğimi biliyordum, önemli olan gayret göstermekti ama kesilebileceği söylenen ayaklar, diğerleri ile birleşince beni soyutladı her taraftan. Çekilmek zorunda hissettim kendimi hayattan. Sanki onca güzel hissiyatın bedeliydi bu olanlar.


1 ay boyunca konuşmadık. Ben kimseyle konuşmadım. Sadece odaklandım. Konuşmadık ama bunun sebebi sadece yaşadıklarım değil, onun çok uzakta olması ve ilişki konusundaki eminsiz tavırları da beni itti karanlığa. Eğer gitmeseydim, kalıp anlatsam ve konuşmaya devam etseydik ki, konuşma dahi denilmezdi son mesajlaşmalara, tartışmalar yaşayacaktık ayarsızca. Yoksa istemez miyim ben de anlatayım olanları ona, dinleyeyim onun söyleyeceklerini bana? O durumda kalsaydım; kalp kıracaktık, üzücektik birbirimizi ve onu böyle bir duruma sokmak hiç istemedim. Çünkü o, o ana kadar tanıdığım en "ben" gibi bireydi. Çile çeken, denizden karaya adım atan ilk kişilerdendi. Kendisini toplumun baskıladığı doğrultuda değil de, kendi doğruları ile yaşayan, sevgi dolu biri. Her şeye rağmen ayakta kalan, devam eden ve seven biri.


O 1 ay, hırs doluydum. 4-5 saat uyku ve maksimum çalışmayla geçirdim. Dişimi kırdım sıkmaktan, omzumu yırttım sporda zorlamaktan. İyi ya da kötü hissetmek neydi bilmiyordum. Sadece yapmam gerekeni yapıyordum, düzeltmeye başlamıştım kontrolü elimde olanları, sanki bununla paralel düzeldi babamın ayakları.

Tam düzeldi denilmez ama böbrek değerleri düzeldi ve anjiyo olabilecek durumda şuan. Ve gösterecek bize ne olacağını ilerleyen zaman.


Bunun cesareti ile yazdım tekrar, olanlardan habersizdi. Benim öylesine gittiğimi ve onu yalnız bıraktığımı düşünüyordu. Anlatmama dahi izin vermeden, o istemedi bu sefer beni. Çekip gidişim, onu engellemiş hissettirdi. Ve başka bir zamanda da onu terk edebileceğimi düşündüğü için konuşmayı bitirdi. Bu benim için beklenmedikti.


Arkadaşlarım bana anlamaya yeteneğimin güçlü olduğunu söyler. Fakat kavrama konusundaki yeteneğim, bu kızı anlamakta yetersiz kalmıştı. Sonsuza kadar arkadaş kalacağımızı söyleyen, ne olursa olsun yan yana olmaktan ve bu arkadaşlığın ikimize de iyi geleceğini söyleyen kadın, beni böyle bir durumda iletişimsiz bıraktı. Çok klişe olacak ama köpeklere kitap okuyan ve kucağında onları uyutan kadın, nasılsın diye sormadı. Ama ben hala soruyorum kendime; ben ona karşı ofansif bir tavırla yapmamıştım bunu, bahane mi arıyordu kendine aramızdaki her şeyi bırakmak için?


Hatalı olduğum yerleri kabul ediyorum, kendisinden 2 kez de özür diledim ama yaşadıklarımızın ve söylenenlerin bu kadar samimiyetsiz hissettirişi, onun hakkında düşündüğüm Reaktif Bağımsız Sevgi'nin tamamen bir tiyatro, vitrin oluşunu kabullenmek, kandırıldığımı düşünmek, böyle biri için o defterdeki sözlerimi çiğnemek, şu 3 ay içerisinde yaşadıklarım için en acısı. Umarım öyle biri değildir. Çünkü;


Hala bir beklenti içinde olmak, bu hayatın benden alacaklarının son dalgası. Kapak Görseli: Huellas - Untitled

 
 
 

Yorumlar


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2021, Shiv tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page