• Shiv

Tarz insanı delirtir.

Güncelleme tarihi: 25 Şub

Geçmişe çok bağlı yaşıyormuşum. Anı yaşamıyormuşum ve Dünya'yı gezmek gibi bir fırsatım varken bu fırsatı elimin tersiyle iterek şımarıkça davranıyormuşum. Bir şirkete girip bütün Türkiye'yi gezerek 15k+ maaş alabilecekken başka bir şirkette X (söylemeyeceğim ahaha) meblağı kabul ediyormuşum. Gelin size biraz saçmalıyım.


Herkesin hayali değil mi Dünya'yı gezmek? Milano, Roma, Londra, Amsterdam, NYC, Miami, LA...

Bitmiyor asla gidilecek görülecek yerler. Gidip oraları görüp, ufkumuzu genişletmeliyiz değil mi?

İnsanoğlu nasıl bu duruma gelmiş, izlediği yolu ve arkasında bıraktığı izi inceleyerek geçmişe şoke olup, şu anki modern topluma şükretmeliyiz değil mi?


Ankara'da doğdum. Linç edilmezsem ya da bir savaşta falan olmazsak burada öleceğim. Ankara'ya olan aşkımdan dolayı değil ama bunun sebebi. Burası beni var etti. Kabullendiğim karaktere, beni bu şehir ve gri havası getirdi. Eğer başka şehirlerle kıyaslarsam Ankara'yı, onun değerini kaybederim gözümde.

Ancak insanların genelinden farklı olarak bu şehri terk ederken hissettiğim heyecan normalden çok da fazla değil. Bunun sebebi; sıra dışı, yeni ve özgün(!) bir 'şey' görünce anlık olarak heyecanlansa dahi insan, işin sonu nereye gidiyor hepimizin biliyor olması. Tüketme ve özgün 'şey'den sıkılma durumu.


Yeni yerler görmek, yeni lezzetler tatmak, yeni insanlar, yeni yapılar, yeni, yeni, yeni ve yeni... 'Yeni' kelimesi de eskimedi mi?


Burada kokusunu hepimizin aldığı ve benim de bahsetmek istediğim sinsi bir hava var. Bu yenilenme ve güncellenme arzusu, sistem tarafından bilinçaltına yerleştirilen ve yeri geldiği zaman yine kendisi tarafından kullanılan bir tetik. Tetiğin ateşlediği silahın adı ise psikolojik manipülasyonda kullanılan 'Çapalama' yöntemi.

Sosyal bilim(!)ler sağ olsun...


Minor seviyede mutluluğa ulaşma ya da cinsel tatmin yöntemi olarak kullanılan bu yöntem major olarak sistem tarafından da düzenli olarak kullanılıyor. Yöntemin amacı sizi, bilinçaltınıza tetikleyiciler yerleştirerek bir duyguya bağlamak. Hani gemiler atar ya çapalarını ve bu çapa etrafında döner dururlar, öyle işte.

Basitçe örnekleyecek olursak; -pozitif bir örnek- depresif, hüzünlü bir anınızda sizi mutlu ve saf küçüklüğünüze döndürecek olan bir tat, görsel, koku ya da ses ile psikolojinizi tetikleyip modunuzu yükseltmek (O an hissetmeniz gereken şeyleri geçiştirerek, sümen altı ederek yokmuş gibi davranmanızı sağlıyor. Zeka dolu değil mi? Sikimin zekası.).

Medya ve reklamcılık sağ(!) olsun hepinizin var böyle tetikleri; şehirler, araçlar, yemekler, cinsellik, tatlılar, müzikler, parfümler..... Binlerce sayılabilir.

Sistem sizi bu güzelliklere çapalayarak, 'motive' ediyor. Arzularınızı ve isteklerinizi yönlendiriyor. Asıl yaşanması gereken hayatın bu olduğu size göstererek daha fazla çalışmanızı öneriyor. Ama kendi adınıza çalıştığınızı sanıyorken aslında sistemi ittirmeye devam ediyorsunuz. Size bir ödül sunuyor, siz de havucu kovalayan bir eşek...

(Asimptot'a benzetiyorum bu durumu, (Bir eğrinin sonsuzda diğer başka bir eğriyi kesmesi)).


-Hadi devam et, en mutlu olacaksın, az kaldı hadi!

+...

-Güzel adamdı ama Allah rahmet eylesin.


Ankara ile aramdaki duygusal bağı reddetmeyeceğim kesinlikle. Bir kadın sever gibi seviyorum, ona nazik ve kibar davranmaya özen gösteriyorum. Özellikle onun bana kattığı sanat sevgisini asla yadırgayamam (Biraz karanlık ama). Ama Dünya'yı gezip ufkumu 5'e katlayıp kompleksleşen beynimi daha fazla maddiyat görmek amacıyla tekrar sistemin sosuyla marine etmeyi reddediyorum. Yine gezeceğimdir ama bu gezi, yukarıda bahsettiğim perspektifte olmayacaktır. Büyüye kaptırmamak lazım kendimizi.

Sizi 5 hissinizle yakalayarak sarmala sokan bir büyü. Dolandırıcılık günümüzün büyücülüğü ve sistemin temeli bu gevşekliğe dayanıyor. Sistematik olarak güzellemesini yaptığı fenomenlerle sizi kendine bağlıyor. Sürekli kendini güncelleyen ve yenileyen bir büyü. İşin en lezzetli kısmı ise (burası üstteki hadsizden daha zekice) sistemin yine kendi büyüsünün varoluşunu reddetme biçimi. İnsanı çözümleme haddini (maddi çözümlemeye tamam ama gerisi...) kendinde gören, sistemin maşası olmuş, genellikle sistemin gösterdiği karanlığa ışık tutan ve kendisini de sorguladığı (güncellediğini ve yenilediği) için reddedilemez "tek gerçek" olarak kabul edilen mantık ve bilimin, sistemin uyguladığı bu büyüyü ve metafiziği çözümlüyor ve çelişkilerini reddediyor oluşu, insana bu dahiyane büyüye inanmaktan başka seçenek bırakmıyor.


Burada bilimi reddetmiyorum. Son derece samimiyim, iyi ki bilim var (Hey, ben de azıcık bilim insanı sayılırım.). Benim reddettiğim şey; sistemin insanları kandırırken kullandığı bilim temelli önermeleri. Hayır, bunlar bilim temelli önermeler değiller. Bunlar insan yönlendirme temelli art niyetli uygulamalar ve bilim temelli güzellemelere sahip.

Bilim bu sistemi değiştirmek için kullanılabilecek en büyük silah. Ama silahın üreticisi, tedarikçisi hatta baştan sona sahibi yine sistem olduğu sürece bilim de temiz kalmayacak, kal-a-mayacak.


Oldukça saçmalamadım biliyorum ama son olarak sizden bir ricam var. Durun. Sadece durun ve gözlerinizi kapatın. Kendinize sorun; "kimim ben? ne için varım? ne için yok olacağım?". Ama cevap vermeyin, sadece sorun ve düşünün. Cevapları sayısız tutun. Cevabı bulduğunuzu sandığınız an, kendinizi çapalarsınız. Bir liman aramayın, bırakın su aksın ve siz bu yolculuğa devam edin.


Kapak Görseli: Boardman Robinson - Europe 1916.

15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör