• Shiv

Sütten çıkma kara kaşık

En son ne zaman bir şey çaldığınızı hatırlıyor musunuz? Merak etmeyin, biz bizeyiz. Burada ispiyoncu sevilmez. Ama ben hatırlıyorum. Galiba hatırlama sebebimse tek olduğu için olabilir.


5 ya da 6 yaşındayım ve babam beni ekmek aldırmak için bakkala (market demek hoşuma gitmiyor oraya) gönderdi. Darky'yi ilk kez o zaman tanıdım. Binanın merdivenlerinden aşağı inerken, 'Uğur, neden kendine de bir şeyler almıyorsun?' diye seslendi bana. "Uğur" diye seslenir, annemin yarattığı baskıyı üzerimde kurmayı seviyor. Diğer ismimi kullanınca onu ciddiye alamıyorum. Neyse, ben de kendisine çok haklı olduğunu, "madem her seferinde ekmeğe biz gidiyoruz, benim payım ne olacak lan" diye cevap verdim. 6 yaşındayım belki, 10 dakika önce şirinler izliyordum.


Bakkala girdim ve gösteri başladı. Ekmeği gösterdim ve taze ekmeklerin yukarıda olduğunu söyleyerek yardım istedim. Ama o yardım çağrısının amacı beni görünmez yapmaktı. O sırada 5'li falımlardan birini cebime attım. O kadar kolay olmuştu ki anında bu planı farklı bakkallarda farklı ürünler üzerinde de kullanmalıyım dedim. Hemen endüstriyelleş hemmen.. Biraz hobi olarak yapsana bu işi.


5'li sakız çalınmış, işlem tamamlanmış, eve dönüyordum. Tabii ağzımda o galibiyetin ödülü olan karbonatlı sakız. O an sakızın tadını tanımlayamıyor, zaten üzerinde yazan şeyi de okuyamıyordum. "Neli lan bu" falan diye biraz garipsemiştim de. Acaba bozuk mu, yoksa Tanrı tarafından cezalandırıldım mı diye bir an gerildiğimi dâhi hatırlıyorum. En azından toplama/çıkarma biliyordum da ekmek alışverişini yapabilmiştim. Eve vardım ve kahvaltıya gelen misafirin çocuklarına bu sakızı ikram etmek istedim. Ulan ne olduysa bana bu kibarlıktan oldu. O da gidip annesine bu neli diye sormasın mı? Devamında sen bunu nereden buldun, Uğur sen bunu nasıl aldın ve en sonunda yaptığım hırsızlık ortaya çıktı. Babam anında bana bir miktar daha para verdi. Balkona çıktı ve gidip o sakızın ücretini ödememi ve devamında özür dilememi istedi. Güzel uygulama aslında ebeveynlik açısından ama misafirler gittikten sonra annem ve ben başka bir uygulama yaşadık orası ayrı :)


Bakkal sahibinin yanına gittiğim zaman durumu anlayışla karşıladı, yaşımdan dolayı biraz azarladı ama bu hareketimden dolayı beni tebrik etti. Engelli oğlundan bahsetti ve onun için çalıştığını söyledi, yaşlı adam. Hala arada görürüm o ikisini, oğlu da kendisi 20+ yaşlanmış durumdalar ve o adam, oğluna hala bakıyor. İçindeki o büyük aşkla büyütmeye devam ediyor oğlunu. Koca yürekli, çok az insan kaldı onun gibi.

Kanım çekildi o an. Eve dönerken ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Ama binada kendimi toparlayıp o komşu çocuğuna istediğini vermedim. Güçlü durmalıydım. Benim o adam için ağlama sebebimi, kendi zaferi gibi yaşamasına izin vermemeliydim.

Bu travma beni soğuttu hırsızlıktan. Baştan aşağı iğrendim bu durumdan. Şanslı taraftaydım. Babam tarafından iyi yönlendirilmiştim. Güzel bir farkındalık yarattı bana ve elimi o işlere çok sürmedim. Sadece yeteneği köreltmemek için arada arkadaşlar arasında sonradan açıklamalı ufak tefek oyunlar kaldı. Kimseden bir şey çalmadım inanın bana ahahaha.


Ancak iyi bir ebeveyne sahip olmayan, cahil kalmış ve geçimi sadece hırsızlık üzerinde sağlayan insanlar benim kadar şanslı değiller. Yönlendirildiklerini söylemek güç, zaten doğru yönlendirildikleri de şüpheli. Hepsine hak veriyorum, kendimi onlardan ne altta ne de üstte görüyorum. Bu durumun sorumlusu onlar değil, aynı zamanda bizleriz de. Hatta bizler daha fazla sorumluyuz. Kaçımız bu insanlar için çaba harcadı da onların hayatlarını bilmeden sadece yaptıklarının sonuçlarına göre yargılıyoruz?


Ziftin içinde yüzerken üstünüzün siyah olmamasını beklemeniz ve siyah olmuş diye bu insana adil hukuk kurgumuzun öngördüğü cezayı vermemiz ne kadar mantıklı? Bence hiç değil.


Ceza avukatı Faruk Erem'in bir lafı var; 'Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar. Amaç suçludaki insanı değil; insandaki suçluyu yok etmektir! Bana öyle geliyor ki adalet yanıldığını anlayınca geri veremeyeceğini baştan almamalıdır.'


Geri veremeyeceği şey ne acaba? Akıp ele avuca sığmayan bir şey sanki. 1, 2, 3, 4...


Bahsetmek istediğim konu burada, suçluları tanıyalım ve onları kabullenip rehabilite edelim değil. Tabii ki bunları yapmamız gerekli, olmasın demiyorum. Ben başka bir suçluyu yargılamak istiyorum. Bize adalet diye yutturduğu yalanları, sorunları çözmek yerine kendisini büyütme derdinde olan, insanları susturmak ve uyutmak için elinden gelen her yeniliği kullanan manipülatif, art niyetli bir hırsız. Bizden zamanımızı çalan bir şey biliyorum. Bir kısmını da değil hepsini baştan aşağı sömüren, ömrümüzü ellerimizden alıp, kendisini büyütmek adına kullanan bir şey. Bence tahmin edebileceğiniz bir şey ama izin verin size bir örnekle anlatayım bu durumu. Katma değeri olan bir örnekle.


Ben bir adet balta yapmak istiyorum. İnsanlığa faydalı olsun. Ama bu balta sadece ölü odun kesecek ve kışın evimizi ısıtacak. İsteyen herkes bu amaçla bunu kullanabilecek. İyi niyetiniz ve sistemin sunduğu imkanlar size bir balta icat ettirdi. Devamında ise sistem, sizi övebileceği ve ödüllendirebileceği her çerçevede övdü ve ödüllendirdi. Şan ve şöhret sahibi yaptı. İstediğinize ulaşabilmeniz için cebinizi doldurdu. Egonuzu şişirerek kendinizi farklı hissetmenizi sağladı. Biz insanlar da alkışlayarak bu duruma sevinmeyi elimizden eksik etmedik.

Ömrünüzü bir baltaya harcadınız, tebrikler. İnsanların ısınması için.

Tabii ki balta burada metaforik ama;


Peki siz inanıyor musunuz, insan bu baltanın sopasını başka bir amaç için kullanmayacağına,

inanıyor musunuz insan tepesindeki metali, ben bundan başka nasıl bir alet daha çıkarırım diye düşünmeyeceğine,

inanıyor musunuz insan bu baltayı daha fazla odun elde etmek için ya da balta yapabilmek için bir ağacı kesmeyeceğine,

inanıyor musunuz insan o baltayı başkalarının malzemesini çalmak için insan öldürmek için kullanmayacağına,

inanıyor musunuz o baltanın kullanmasına izin veren devletin tepesindeki denetçinin adil olmayan durumlarda adil kalacağına,

inanıyor musunuz o devleti yönetenlerin yeri geldiğinde halkı için kendi odunundan feragat edeceğine?

Sadece balta icat ettik ve ben sizden sadece tek bir şey istiyorum, samimiyet.

Evet, inanıyorum, diyebilir misiniz?


Niyet çift taraflıdır. Ne kadar iyiyi amaçlasak da maalesef devletlerin bizim çalışma arzumuzu arttırmak adına kullandığı yöntemler (hız, konfor, rekabet, maddi yokluk vb.) 'iyi' olan bulunur bulunmaz ters tarafını düşünmeye yönlendiriyor bizi. Karanlığa bırakıyor hemen niyetimiz kendini. Babam beni iyi bir insan olmam için yönlendirdi. Gelecekte ona ne fayda sağlarım diye değil, insanlığa bir faydam olsun diye. Ama devletler bu niyette değiller. Tek amaçları kendilerini ileri götürecek olan uber zeki ya da aptal köleler bulmak. Kime ne olmuş, nasıl yaşamış ya da ölmüş umurunda değil.


Devletler insanları kullanabilmek için onların içini rekabet ve nefret ile dolduran, devletin kendisi gibi altındaki insanların da yönetmesini bilmediği karanlık taraftan güç alan, bunu beyazmış gibi göstermek uğruna bilimden sanata bütün disiplinleri kullanan art niyetli ve sonuç odaklı bir mekanizmadır. Ancak bizler sonuç odaklı yaşamaya devam ettikçe, insanların özünü ve geçmişini bilmeden onları direkt yaptıklarına göre yargıladıkça medeni yaşama şeklimiz vahşi kalmaya devam edecek. Bilinen evrendeki en vahşi kurgu olarak...

Kendisine ait olmayan bir toprakta (yasalar üzerinde ne kadar ona ait olsa da ve diğer devletler tarafından bu durum kabul edilmiş olsa da o toprakların tek bir adı var. 'Dünya') kendi arzusu ve ideali dışında sadece o topraklarda doğduğu için o insanın sırtından -ortalama 80 yıl- beslenen asalaktan başka bir şey değil.


Sadece Türkiye özelinde de değil bu durum.

Ekonomik kriz ya da vergilerin yüksek olması, bahsetmek istediğim konu değil. Nerede ya da hangi devlete bağlı olduğumuz da değil değinmek istediğim husus. Refah seviyesi yüksek ve modern diye tanımlanan devletlerin, daha az gelişmiş olan devletlerden tek farklı, seni daha rahat uyutmaları. Sen bu büyüye daha çok inan ki biz de gelişelim. Bütün küre bu şekilde.


Biri bana bu durumun böyle olmadığını açıklarsa kendisine 60 sene kölelik yapmaya hazırım. Ama lütfen bana daha ileri gidiyoruz, modernleşiyoruz, şu hastalığa çözüm bulduk gibi şeylerle gelmeyin.

Ben bacağım kırılıp ölmek istiyorum belki. Kendisine ait olmayan toprakları, yine başkasına ait olmayan topraklarla genişletmek gerekçesiyle atılan bir atom bombasıyla ölmek istemiyorum.

Bir kaplanın beni boğarak nefesimi kesmesini ve kendimi ona teslim etmeyi istiyorum. Bir AK-47'nin beynimi patlamasıyla değil.

Aptal bir şirket sahibinin menfaatleri için ulu devletlerin milyonlarca insanın ayaklarına ip bağlayarak bu CEO'nun mutluluğu uğruna peşinden sürüklemesini görmek istemiyorum.


Ama yeter. Artık kas ve beyin gücümü özel ya da kamu herhangi bir yerde çalışarak bir yandan da ulu devletimizin beni harcamasına izin vermeyeceğim. Senin beni kontrol ettiğin her an ben de seni kontrol ettim. Seni inceledim, seni analiz ettim, yöntemlerini ve metotlarını araştırdım, senin sistemine benzer çalışmalar yaptım ve hakkında sayısız yazı okudum. Ama sen benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun. 'Adil bir vatandaşım' senin için ve sen beni detaylı incelemiyorsun. Kimliğimde yazan numaralardan başka bir şey ifade etmiyorum senin için. Ama kapasitem ve yapabileceklerim senin için bir muamma.

Sıra ben de. Umarım hazırsındır.

En kötüsü; kendi evimde değil, senin misafirhanende kalırım.

Hiçbir şeyin sahibi değiliz, hak iddia edecek konumda dâhi değiliz. En fazla bu gezegenin kiracısı olabiliriz. Ama ölümsüz gibi yaşıyoruz. Doymuyoruz.


Sansar Salvo;

Hep aynı yaptığın hata, hep aynı elveda

Hep aynı bencil adam yarına uyansın (hep)

Hep aynı korkularla hep aynı kabusa

Kurallara sen yazdığın sürece uyarsın.


Kapak Resmi: Saturn Devouring His Son - Francisco Goya

20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör