• Shiv

Sözümü tutuyorum ve şimdi sırada; Sevgi.

Güncelleme tarihi: 7 Oca

Hemen, şimdi ve aniden sevgi.


Anlatılması ve öğretilmesi gereken tek şey, sevgi.


Neden insanların sevgiye muhtaç olduklarından bahsedeceğimi söylemiştim daha önce. Olması gereken tek doğru ve yasanın bu olduğuna inanıyorum. Her şeye ve herkese rağmen sevmeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum.


Bilimsel olarak bir şeyler anlatmalıyım ki önce güven kazanayım. Daha sonra kendi safsatalarıma gelirim. 1. sezonunu izlediğim bir dizi vardı. Adını hatırlamıyorum ama (mental hunter olabilir) dizide, Amerika'da 1900'lerin ortasında yetişen seri katiller incelenip, onların psikolojileri ve çocuklukları yorumlanıyor. Ve görülüyor ki; hepsi sevgiden, huzurdan ya da aşktan bir haber, travmalarla dolu çocukluk yaşamışlar. Hayatın ve canlılığın kutsallığı umurlarında değil. Çünkü canlı olabilmenin belki de ilk unsuru olan sevgi yok zihinlerinde. Birini kesip, biçip ondan kendine oyuncak yapan birinden bahsediyorum burada. Ölü bedende kendine sevgi araması... Sizce suç onda mı?


Canlılığın ne olduğunu bilmeyen birinden, insan hayatına saygı duymasını bekliyorsunuz. İçindeki sevgi eksikliği o kadar büyük ki insan hayatını umursamıyor. Biraz paradoks gibi, sizce de değil mi?


-Hey maymun, hemen köpekbalığıyla yüzme yarışı yapacaksın. Kaybedersen bir daha muz yiyemezsin.


Bu kadar aptalca işte o adama suçlu demek. Harfleri bilmeyen birinden şiir yazmasını istiyorsunuz. O da kağıdı yırtınca da nasıl yaparsın diye sorgulamaya başlıyorsunuz. Ya da nehrin ortasına bina dikmeye benziyor. Zaten ayakta duramayacak ama ortaya çıkan yapının bir süre sonra yıkılmasına şaşırıyorsunuz. Yüzlerce ya da binlerce örnek verebilirim bu duruma ama sevgi olmazsa ne kapital sistem olur ne de insan varlığı olur. Baştan aşağı bir kaosa sürüklenir gideriz. Sevgi, insan psikolojisinin karbonudur.


Büyük mü büyük bir hukukçu olan Faruk Erem'in bir lafı var bu konuda;


-Suçluyu kazıyınız altından insan çıkacaktır.


Bu yüzden hem bireysel hem de toplumsal olarak muhtacız sevgiye. Ve onu hayatımızda eksilten her şeyden de uzaklaşmalıyız.


Gelelim safsata kısmına. Eğer yeterince inandıysanız materyal gerçeğe.

Bence asıl sorun sevgisizlik (C'mon Einstein!). Ne kadar eğitim aldığımız, nerede yaşadığımız ya da ne kadar kazandığımız önemli değil. Sorun sevgiyi ezen, karşı duygulara sebep olan şeyler. Mesela içimize yerleştirilen nefret tohumu; hırs.


Her birimiz bir yarıştaymışız gibi davranıyoruz. Ama OLMAMALIYIZ. Bireysel amaçlarımız tabii ki olacak ama kendi çıkarlarımız için hasetle yaşamaya zorlanan bizler ki özellikle eğitimsiz kalan, izlediği agresif ve nefret dolu film, dizi ve şarkılardan sonra içinde git gide sevginin yerini alan hırsla, o yarışa giriyoruz. Kötü davranışların popülerleştirilmesi, cinsel dürtüler karşısında savunmasız kalan insanların bu doğrultu kullanılması ve devamında yozlaşması, tohum ekme işleminin en güzel(!) örnekleri. Hele yok mu o tatlı ve masum medyacılık ve reklamcılık girişimleri...


İnanıyorum ki bunun tamamen farkında devletler. Amaçları da herkese o tohumu yerleştirmek. Devamında başarılı büyüyen ve meyve veren bu tohumdan kendi sistemini ileriye götürmek için bir meyve(!) alacak ya da tohum, o bireyi dibe sokup orada kendiyle beraber belki de bir kaç kişinin canını yakacak. Hatta ve hatta o bireyin devam edecek neslini de yaralayacak. Toplumsal statüsü ne olursa olsun, içindeki tohumun bir esiri artık.


Ama hak veriyorum bu durumda onlara da. Dengeyi bozmuş durumdalar. Bulundukları tarafı kurt sürüsü gibi savunuyorlar. Haberleri dahi yok dengeden. Daha da kötüsü, haberleri varsa bile umurlarında değil. Haklarının ihlalinde hemen sinirleniyorlar, haklarını tam olarak bilmeden. Tahammül sınırlarını minimuma indirerek, modern olduklarını zannediyorlar. Ne kadar fakir olursa olsunlar, onlara zenginliği tattıran ya da tattıracağına inanılan sisteme gözleri kapalı dayanıyorlar. Bir hayal uğrunda hayatlarını veriyorlar. Zengin olunca ne yapacaklarının hayalleriyle.


Ve biliyorlar ki bu sistemi reddeden ya terörist olacak ya da deli. Aksi kabullenilmeyen biri.


Ben karşı taraftayım. Ufak da olsa Gandi gibi.

Biraz garip olabilirim ama değilim terörist ya da deli (emin değilim delilik konusunda).

Tek amacım ise doldurmak sevgi ile sizi.


Son olarak; etrafınızdaki herkesi sevin. Ötekileştirmeyin. Sizden olmasa bile sevin ki, sevginiz bulaşsın ona. Sizi sonunda kandırmış olsa da.


(Çok fazla kendi düşüncemden bahsediyorum ve bazen egomun fırladığını hissediyorum. Sürekli 'ben-ben-ben'. Hatta şu an bile. Özür dilerim size de böyle hissettirdiysem. Ama kendimi anlatıyorum, beceremiyorum bazen.)


28 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör