• Shiv

İki ucu renkli değnek

Güncelleme tarihi: 7 Oca

Bütün arkadaşlarım yurtdışına çıkıp, orada kalmanın ya da en azından orada yaşayarak kazanacakları parayla geri döndüklerinde rahat bir yaşamın hayalini kuruyor. Bazıları bunu gerçekleştirdi dahi. Birisi L.A.'da birisi Gent'de. Teker teker gidiyorlar. Belki de doğrusunu yapıyorlar bilmiyorum, hepsini kaybediyorum.


Ama nedense ben bir yere gitmek istemiyorum. Bulunduğum yeri çok sevdiğimden değil, yanlış anlaşılmasın. Tabii ki seviyorum bu toprakları ama gidince gittiğim yerde de aynı kaygılarımı taşıyacağım. Çünkü benim asıl ve tek derdim bu sistem. Alamayıp ama verdiğim çok şey var bu sisteme, taktım kafaya ne yapayım.


İnsanın maddi kaygılarını gidermek için zenginlik arama çabası, benim için orman yangınını kovayla su taşıyarak söndürmeye benziyor. Bitmek bilmeyen arzularımızı, -irili ufaklı, arzu denilince yatlar katlar olmasına gerek yok- tatmin ederek asıl hedefimiz olan, huzur ve mutluluğu bulamayacağız (1 bira, 1 € abi diyen arkadaşlarım da var. Umarım mutlu olurlar bu kadar kolayca. Ne 1 €'su ya 80 cent ağbii!!!!!). Neden mi?


Bir tahterevalli düşünelim. Bir ucuna maddiyatı, bir ucuna ise maneviyatı koyalım. Geldik yine aynı ikiliye, hadi bakalım. Ne kadar zordur o dengeyi sağlamak değil mi tahterevallide. Aslında olması gereken şey bence bir tarafa yüklenip, bir tarafı toprağa saplamak ya da dengeyi kusursuz kurarak dümdüz durmasını sağlamak değil. Aslolan Tesla'nın da önemini belirttiği gibi bir frekans yakalamak. Bir aşağı... Bir yukarı... Sonsuza dek...


Rönesans ve reform ile bu tahterevallinin dengesi bir miktarda olsa kıvama getirildi. Kötü niyetle toprağa saplanmış şişko maneviyat, 'Aydınlanma' sayesinde denge konumuna doğru yükseldi. Ancak gel gör ki denge yine kurulamadı. Maddiyat öyle bir ağırlaşmaya başladı ki birkaç yüzyılda kontrast bir duruma geldi. Frekansa sahip olması gereken sistem yine maddiyatın (tek ve mutlak gerçekliğin!!!!) toprağa saplanmasıyla günümüzdeki, durgun halini aldı.


Hayal gücüm o kadar gelişmiş durumda değil. Her zamanki safsatalarımdan birisi muhtemelen ama maneviyat kısmını biraz yukarı çıkarsak ve maddi kısmı, yatlar ve katlar sahibi olmak yerine, bu dünyadaki arzumuzu köreltip sadece bedenimizin yaşaması gereken minimal miktarda tutsak neler olurdu merak ediyorum. Bilmiyorum. Çok keşiş işi oldu sanki farkındayım ama bunun bireysel değil, kitlesel yapılması gerektiğine inanıyorum.


Bu sistemin temelinde yatan bilim dallarından, analitik geometrinin ve cebirin en ünlü isimlerinden biri olan ve modern düalizmin kurucusu şöyle demiş;


"Rüyalarımda şunu bunu yaptığımı, şuraya buraya gittiğimi görürüm; uyanınca da hiçbir şey yapmamış, hiçbir yere gitmemiş olduğumu, uslu uslu yatakta yattığımı anlarım. Benim şu anda da rüya görmediğim, hatta bütün hayatımın bir rüya olmadığı güvencesini bana kim verebilir? İşte bütün bunlardan, içinde bulunduğum dünyanın gerçekliği tümü ile şüpheli bir şey oluyor." -Rene Descartes


Vücudumuz bizim bataryamız. Evet onu doyurmamız lazım, bu şart. Bu bataryanın ne kadar güzel göründüğü ise yine sadece bizim umurumuzda.

Fakat zihnimiz ise metro biletimiz, sürekli yanlış tarafa gittiğimiz.

Keşfetmemiz gereken şey makro ya da mikro evren değil. Direkt bizleriz, kendimiziz. Düşünmeden ve çevreyi kontrol etmeye çalışmadan. Eğer maddiyat zehirlenmesinden kurtulabilirsek, belki şirinleri bile görebiliriz, kim bilir. Özet gibi; saf bir safsata işte.


34 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör