• Shiv

Genine Aykırı #7

Güncelleme tarihi: 25 Mar

2015 senesinde okulun kantinindeyiz ve bir sınav öncesi arkadaşlarımla beraber son dakika çalışmalarının birindeyim. Matematikle aram iyiydi her zaman, taa ki ben onu terk edene kadar. Neyse, o sırada birkaç işlemi, kalemim olmadığı için kafamdan hesaplamam gerekmişti. Kolay değillerdi işlemler ancak kısa zamanımızın olması ve bulunan yakın sonuçlarla işimize yaramıştı hesaplamalar. O an, hayatımın en çok utandıran iltifatını aldım.

Bir arkadaşım beni John Nash'e benzetti (Cama yazma sahnesi). Ancak tahminimce onun neler yaptığını bilmiyordu. Sadece filmi izlemişti ama ismimin, Nash'le yan yana bir cümlede geçmesi, beni gururlandırmıştı.


Onun yanında benim yaptıklarım bakkal hesabı kalacaktır. Alakam olamaz Nash'le tabii ki. Şizofren olan Nash, bu hastalığını kendi başına yenecek kadar kudretli bir zekaya da sahip. Onun zihninde boğulmamak elde değil. Söylediklerini kavrayabilmek; bir insanın halatla feribot durdurmaya çalışmasına eşdeğer benim için (durdurursa eğer biraz daha abartırız şimdilik bu kadarı yeterli :) ).


Nash'ten bahsedecek olursak eğer, 'Oyun Teorisi'nden de bahsetmezsek olmaz. Oyun teorisi, içerisinde özel bir dengeyi barındıran (Nash Dengesi) ve günümüzde yapay zekalardan tutun, biyoloji anlamında her alanda geçerliliği olan bir kuramdır. Özetlemek gerekirse; Bu teori, toplumdaki her bireyin bir sorun karşısında kendisinden bir miktar fedakarlıkta bulunması durumunda, bu konumun en faydalı konum olacağını söyler (Tutsak ikilemi). Birey ne zaman ki rasyonel davranıp, sadece kendi çıkarlarına göre hareket etmeye başlarsa, bireysel olarak kâr edecek olsa da toplumun refahında düşüş söz konusu olacaktır. Ki yeterli öz saygınlığa sahip olmayan toplumlarda bu rasyonel ve pragmatist davranış oldukça bulaşıcı da olacaktır. Asıl bulaşıcı hastalığımız sanki korona değil gibi, hı ?


Nash'in teorisi ile bir devletin iktisadi çerçevede nasıl yönetilebileceğine dair bir sistem oluşturulabilir. Hatta modernitenin en sevdiği 'israfın' bile olabildiğince önüne geçilebilir ama bencilik demişken tam bu noktada bahsetmek istediğim bir konu daha var. İnsanın kendini yetiştirirken temelde bilmesi gereken kavramları, içine bakarak da bulabileceğini anlatan bir konu. Fedakarlığın sadece öğrenilerek değil, aslında içimizde de olduğunu anlatan bir konu.

Birkaç gündür hakkında okuduğum ama hala tam anlamıyla anlayamadığım kavram:

Yeşil sakal etkisi.


Genellikle genin bencilliği söz konusudur. Kendi soyunu devam ettirmek için kendi dışındaki her görüşü reddeder. Onun faydası için olacaksa bile (Ben, ben, ben!!!). Ancak yeşil sakal etkisi, bize bu noktada genler hakkında bir farkındalık yaratıyor. Yeşil sakal etkisi 1964 yılında W.D. Hamilton tarafından geliştirilen "evrimsel biyolojide bir türün bireyleri arasındaki seçici özgeciliğini" açıklamak için kullanılan bir ifadedir. Sadece en güçlünün, en fitin değil, en organize sistemin, en adil ve yapılması gerekli olan fedakarlıktan kaçınmayan sistemin de sonsuzluğa ulaşabileceğini anlatıyor. Hem de o agresif, yıkıcı ve vahşi tavra sahip olmadan. Kendi ailesi için nöbet tutan mirket, güzel bir örnek olacaktır bu fenotip için. Her gün ailesi için avcılara kendini hediye eden, kendisi ölse dahi ailesinden çok fazla kişiyi kurtarmasını sağlayacak olan fedakarlığı anlatıyor aslında bir yanıyla yeşil sakal etkisi.


Maalesef kibar olan, fedakar davranışlar sergileyen insanlar, modern toplum bazında enayi olarak nitelendiriliyor. "Beta" diye ikinci sınıf bir insanmış gibi muamele de görüyor. Bu muameleyi görmeye devam edin derim ben (suratınızda onları rahatsız eden çok bilmiş tebessümüm ile). Çünkü onlar gibi davrandığınız an, onlardan birisiniz. Anlık ya da özel bir durum harici diye bir şey söz konusu değil. Her anınızın toplum için fedakarlıkla geçmesi gerektiğini düşünerek yaşayın demiyorum. Buna niyetli olmanız gerekliliğinden bahsediyorum. Fedakarlık yapma durumuyla karşılaşıldığı an tereddüt etmememiz gerektiğini söylemek istiyorum. Herhangi bir şeyi (maddi/manevi) feda ettiğiniz zaman iyi hissedeceğinizin temennisini size ben verebilirim. Sadece şans verin.


Tabii ki genlerin ve matematiğin bir niyeti olduğu söylenemez. Bunlar elde edilen bilgiler ve Dünya'yı daha iyi tanımamızda yardımcı olacak kuramlar. Önemli olan bunları bir kağıda yazıp bulana nobel ödülü vermek mi, yoksa insanlık adına bir öğreti elde edip hayat pratiğimize yerleştirebilmek mi ? Karar sizin.


Kapak Görseli: Flying Lunch- simply angela (https://www.artpal.com/simplyangela)


18 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör