top of page
  • Yazarın fotoğrafıShiv

Çöldeki Okyanus

Güncelleme tarihi: 6 Nis 2023

Havanın hala soğumamış olması oldukça ilginç değil mi sizce de? Hele Ankara'da yaşayan bir bireyseniz. Ocak ayının şurada bitmesine 2 gün kalmışken kar yağmamış olması, bırakın karı yağmurun dahi yapmamış olması, modern Mikail'in güncel hali gibi, havanın isteyerek kutuplaşmış olduğunu düşündürtmeye başlıyor insana; güneş varsa hava sıcak, yoksa ya da gölgedeysen dondurucu bir soğuk. Asla aşağı bir şey dökülmüyor ama buna da alışmaya başlayacağızdır yakında, ne kadar rahatsız olsak da.


Her gün kutuplaşmaya yönelik o kadar fazla konu çıkıyor ki; havanın bu durumda olması da zamanla bizi rahatsız etmeyecektir, bundan oldukça eminim. Hatta bunu savunan ve ara mevsimlerin ne kadar da gereksiz olduğunu, onların kutsalları olan televizyonlarıymış gibi, güneşi de açıp kapatmak isteyen insanlar türeyecektir.


-Sigorta kapalı mı ? İkinci derece Güneş yanığı olmayalım şimdi.

+ Boş versene doğalgaz ödemiyoruz işte!


Bu durumdan o kadar şikayetçiyim ki artık insan konuşmaktan çekiniyor. Herkes, herkesin bir taraf tutmasına o kadar alışmış ki bir şey ima etmeden kurulan cümleler olamayacağına, istemeden de olsak şartlanmış durumdayız. Çok yorucu bir hayat, her söylediğin cümlede ve kelimede bir taraf ima ediliyormuş gibi yaşamak, karşındaki kişinin varoluşunu sadece onun kendi çıkarları içinmiş gibi inceleyerek, cevap vermek, kıyaslamak, satranç oynar gibi bu duruma göre adım atmak ve karar almak... Hele ki etrafınızdaki insanları da en az kendiniz kadar düşünerek yaşamayı amaçlıyorsanız, hatta bu birlikte yaşamın hayat felsefesiniz olmasını istiyorsanız...


Çok kez konuştuk ama bunun sebebi; yetiştirilme ve öğrenme yöntemimiz olan bilim ve kullanılış yönetimi. Her şeyi ikiye yarıp sınıflandırarak bırakmıyoruz, bir de bizler evrenin en üst makamı olduğumuz için bu sınıflandırmaları önem sıralamasına sokuyoruz. İnsanları yargılıyoruz, tuttuğu taraf yüzünden hor görüp samimi biliyoruz hiç tanımadan. Tarafsız olanları ise insan yerine dahi koymuyoruz (git biraz büyü de gel!!!). Özür dilerim ama bunu yapana da, önemine de, sıralamasına da sokayım ki hizâda kalsın, şakülü bozulmasın. Peki;


Yok mu bu önem sırasından sıyrılıp, kişinin kendinden -özneden ve onun değerli mi değerli materyali olan nesneden- ziyade toplumu düşündüğü ve attığı her adımda toplum için adım atmasını sağlayacak bir sistem. Biraz heyecanlandım aslında :)


Çünkü bu düşünce, işleyişte dişilikle paralel olan, tane tane her disiplini inceleyen, sınıflandıran ama önem sırasına koymadan devam eden, yapılan her işte mükemmelliği arayan ve düşüncenin amacınınsa eril bir tutum olan tekil ve kutsal(!) toplum sınırlarını korumak -genişletmek değil- olmasıdır. Bu toplumun büyüme arzusunun olmaması gereklidir. Gelişim denilen sözcüğün sayıl olarak çoğalmak ve en son teknoloji ürünler üretmek olarak görmeyen bu toplumda herhangi bir sınıf sıralaması yapılmamalı, zihnin temelinde karşındakine sonsuz saygı olmalıdır. Tabii, bu felsefe yerçekimin bir cisme ettiği gibi toplumun her zerresine işlemelidir. Lütfen yanlış anlaşılmasın, burada tek tipte olunmasına ya da daha fazla fraksiyon elde edilmesi gibi zorunluluklardan bahsetmiyoruz. Bir inanışa teslim olmaktan bahsediyoruz. Özgürlük kelimesinin kölesi olmaktan kurtulmayı, zihnin özgür olmasını hedefliyoruz. Tabii teslim olmak için her zerrede bu felsefenin benimsenmiş olmasının gerekli olduğunu yinelemekte fayda var; günümüzde paranın kudretine olan mutlak inanç gibi.


Katalizörü masumane rekabet olan ve bizlere sunulan kutsal kullanım kılavuzumuz yasaların(!) oluşturduğu yaşam çerçevesinde yapabildiğiniz kadarını yapın gibi makyavelist bir düşünceyi temel alarak başlayan bir çalışma ile nesne ve özne kalıplarından sıyrılmış kendini, belki de bir süre sonra yiyeceği elma ile aynı önemde gören bir insanın yaptığı AYNI çalışma oldukça farklıdır ki keza tarihte yapılan büyük bütün çalışmaların temelinde altı çizili olan düşünce asla ama asla ana sebep olarak güdülmemiştir.

(Edison ve Tesla.)


İnsanların hayat pratiğini günden güne değiştiren teknolojinin, kötü niyetli kullanılmasının anormal olarak görülmesi ve buna ceza verilmesini normal olarak karşılayan sistem, bahsetmek istediğimiz kurguda asla bu tarz çelişkilere izin vermeyecektir. Senin rekabet ile dürttüğün insanın, daha aşina olmadığı teknolojiyi ters taraflı kullanmamasını beklemek aptallıktır. Devamında ise bu kötü niyeti kapatmak için geliştirilen yine sözde çığır açan teknolojiler... Alt sakal üst bıyık misali.

Önce, ÖNCE, insanın iç dinliğini, olgunluğu ortaya koyabilecek çevre yaratılmalıdır ki; devamında ortaya çıkan gelişim, ihtiyaç doğrultusunda beden bulsun ve kötü niyet içerikli kurgu ortaya çıkmasın.


-İyi niyet temelli sisteminizin motivasyonu karanlık olunca işler biraz garipleşmiyor mu sence de Lapacı?


Büyük bir çoğunluğumuz, daha beynimizi kullanmayı bilmeyenler (bahsettiğim şey eğitim seviyesi ya da kaç dil bildiği değil insanın) olan bu toplulukta bize tanrılara ait bir teknoloji verilmesi ne kadar doğru, bunun tartışılması yapılmıyorken, daha iyi fotoğraf çeken bir telefon daha çıkıyor. Daha sonra bu kamera ile belki 20 senesini bir masada çürüten ve ortaya koyduğu makalelerden elde ettiği geliri birkaç dakikada çıkarabilen bir kadın ve onun nude profili ortaya çıkıyor. Devamında ise tartışılan konuların ardı arkası kesilmiyor.

Kadını ya da adamı övmenin ya da yermenin hiçbir anlamı yok.

Bize, yaptığı işin dünya kaderini değiştirecek bir iş olmadığına inanan mütevazi bir toplum lazım. Bize en hızlı şekilde nasıl zengin olacağını düşünmeyen bir toplum lazım. Bize bir dengeyi ve harmoniyi asıl zenginlik olarak gören bir toplum lazım. Her türlü yasal işleyişin serbest olduğu değil de, ne iş yapılıyorsa yapılsın insanın toplumu düşündüğü, polisin gerçekten de, insanın vicdanı olan bir kurgu lazım.


Sosyalizm ya da komünizm demeyeceğim bu topluluğun işleyişine ama bu aralar bir şeyler denemeye başlayacağız. Bir arkadaşım ve çevremizdeki insanlar ile özne ve nesneden koparak kazanılan ve kaybedilen her şeyin aslında kardeş olduğunu, oluşturduğumuz komüniti için olduğunu düşünen, aslında zihninde kendini düşünse de kendisi için doğru olanı değil de toplum ve doğa için doğru olanı yapmaya çalışan, kendini modernitenin baskılarından kurtarmak için zorlayan bir sistem denemeye çalışacağız. Kimin ne kadar ne yaptığını umursamayan ama elinden geleni de yapmaktan çekinmeyen bir toplum için çabalayacağız. En azından bu doğrultuda yaşayacağız.


İşin komik tarafı bu fikri veren, yani komün bir yaşam yaşamayalım mı diyen arkadaşımın, fikri onaylamamın hemen arkasından bana Zeyd demesi bile sistemin oluru hakkında bir fikir verse de insan değişime açık bir canlı, belki de en açığı.


Bu yüzden neden olmasın, belki geleceğin günümüze yansımasını yaşayanlardan biri olma fırsatımız varken neden denemeyelim ki? Belki Muhammed'in Zeyd'ten, Zeyd'in de Muhammed'ten oluştuğu bir dünya...


Not: Tam bu yazıyı bitirirken kar yağmaya başladı.


-Kapak Görseli: Oasis on the Desert - Emil Orlik


26 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page